Katılanlar Anlatsın!

Atölyelere katılıp görüş bildirmek isteyenler ve katılmak konusunda kararsız kalanlar için bu sayfa.

Aşağıdaki yorum bölümünü kullanabilirsiniz. Yaşadığı atölye deneyimini paylaşmak isteyenler (belki şunların da yanıtını içerecek) şekilde deneyimini not düşebilir.


Atölyeyi nasıl, nereden duydunuz?

Hangi tarihteki atölyeye katıldınız?

Daha önce herhangi bir yazarlık atölyesine katılmış mıydınız?

Atölye size ne kattı? (okurluk, seyircilik anlamında da)

Sizce atölye vaadini gerçekleştiriyor mu?Atölyeden aklınızda en çok ne kaldı? (yeni katılacaklara spoiler vermeyelim ama, ayıp olmasın :))

Tersine Mühendislik atölyesi sizi yazma fikrine yakınlaştırdı mı?

Düşüncelerinizi twitter’da paylaşmak isterseniz https://twitter.com/BelizGucbilmez sayfasındaki duyurulara da yorum olarak yazabilir ya da bambaşka yaratıcı yollar bulabilirsiniz. (Kendimi tutamayıp paylaşabilirim yorumlarınızı, “sakın ha, istemiyorum” diyorsanız, not düşünüz. :))

Ben tek tek hepinizle tanışmaktan çok memnun oldum.

Zaman ayırdığınız için çok teşekkür ederim.


Benim Beliz Güçbilmez’in tersine mühendislik atölyesine katılma isteğim, “Theresias Ne Demişti Kral Oedipus’a?” yazısını okumamla canlandı. Şöyle başlıyordu.

“Şimdi baktığımız her yer bulanık. “Gözlerim dolu, ondan mı” deyip, hırkamızın koluna siliyoruz gözümüzü; bulanıklık dağılmıyor. Bildiğimiz dünya havaya uçuruldu. Nereden bilirdik deyip duruyoruz, nereden bilebilirdik ki…”

Bir Sophokles oyunu üzerine yazarken böyle başlamak ne ilginçti. Hele de kaleme alan yıllardır DTCF’de hocalık yapan, alanı tiyatro olan bir akademisyen ise. Şöyle düşündüm galiba: Bu kadının dille, yazı düzeniyle, bir meseleyi tartışma biçimiyle ilişkisi bilindik, alışıldık akademik geleneğin ve üslubun dışında. Üstelik daha ilk cümlede hayatın ve insanlığın neresinde durduğunun işaretini de veriyordu. Yazıyı su gibi okudum. Tabi ki Theresias ve Oidipus vardı içinde gerçekten ?

Ama daha önemlisi, haklıydım; farklıydı.

Benim gibi okuduğu her ‘şey’i, bilgi edinmek kadar, ya da daha çok, dilden, kurgudan, yaratıcılıktan, özgünlükten, samimiyetten alacağı haz için okuyan birisine ne güzel bir sürprizdi bu!

(http://m.bianet.org/biamag/toplum/170639-theresias-ne-demisti-kral-oidipus-a)

Elim mahkumdu artık. O kursa gidecektim. O insanı tanıyacaktım. Birkaç videosunu izleyip, ağız açık dinleyince, tamamdır, dedim. Beliz hoca, kendi içindeki heyecanı, yazma işine hevesli insanların heyecanıyla bir güzel karıştırıp, üstüne de en doğru bilgi, teknik, örnek, soru ve ipuçlarını dökerek   katılımcılara güzel bir yol açacak.

Ve o çalışmaya gidildi! 2017 bahar … unutulmayacak ?

Bu arada, şunu söyleyeyim, yazmanın, anlatılabilir bir şey olduğuna hiç inanmazdım. Hala da herhangi bir edebiyatçının (alanı ister öykü ister roman ister tiyatro oyunu olsun) bu işi kotarabileceğine inanmıyorum. Ayrıca, daha önceki iki benzer deneyimimde oldukça hayal kırıklığı yaşadığımı da belirtmeliyim.

Ama şimdi biliyorum ki, Beliz hocanın atölyesine katılmış, onu çok iyi dinlemiş, anlatılanlar üzerine kafa yormuş, ezberlerini bozmaktan korkmadan, farklı bir biçimde “bakma ve görme” becerisi ve alışkanlığı geliştirmiş olanların her biri potansiyel bir yazardır. ‘Yazar’ sözcüğünü biraz büyük bulanlar için ise – ben de onlardan biriyim – şimdilik “iyi yazan biri” olmak da bence gayet önemli ve değerlidir.

İlk paragrafın düşüncesine yeniden bağlanacak olursak, peki bu kez, Beliz hoca ile durum neden farklı idi? Kuşkusuz, yıllanmış bir eğitimci olarak, yüzlerce yetişkin öğrenciyle yürüttüğü derslerden edindiği deneyimleri sayesinde öğrenme ve öğretme biçimleri üzerine geliştirdiği özgün yöntemleri çok etkin. İletişimdeki açıklık, doğallık, eşitlik ruhu insanın kendisini rahat hissetmesine, ilk saatte dinleyici olanların hemen ikinci saatte ya da bir sonraki seansta gerçekten ‘katılımcı’ olmalarına olanak sağlıyor. Sonuç: bugünün o popüler ve çoğu kez de yapay olan “takım ruhu”na değil, ondan daha sevimli, daha sıcak bir yakınlaşma duygusuna giriyorsunuz – e ama, biraz da gayret lazım tabi ? Gerçekten de hoş anlar yaşıyoruz, soruları düşünürken, tartışırken, birbirimizi dinlerken.

“Aa bak ikimiz de aynı cümleyi yakalamışız, yazarın okuyucunun merakını “köpürttüğü” yer olarak” … ya da “Ne ilginç bir yaklaşımdı seninkisi, öyle bakınca da, evet, köpeğin bakışları, ana karakterin küskünlüğünü temsil ediyor sanki … ne heyecan verici” filan gibi …

Son olarak, Beliz hoca’nın derslerdeki halleri ve dilleri üzerine hoş bir şeyler yazmak için yanıp tutuşuyorum. Ama biliyorum ki mahcup hisseder. Yine de duramayıp, yazacağım, ama kısacık.

Onu dinliyor ve izliyorsanız, bitmesini istemediğiniz bir rüyadasınız, demektir. Yazsanız da yazmasanız da, bu rüyayı mutlaka görün!

Güldan Akınay dedi ki:
14.02.2018
Uzun yazmayı nasıl yapacağımı bilemedim. Ama yazamasanız bile, okuduklarınıza bakışınız değişiyor.Ve sevdiğiniz yazarları neden sevdiğinizi başka türlü değerlendiriyorsunuz .Yani kısaca okuma ufkunuz açılıyor yetmez mi.

Atölye’yi, İstanbul’da yaşadığım için biraz dolaylı yollardan buldum. Geçen sene, 2017 Haziran başı gibi, Ankara’da yaşayan bir arkadaşım Apaçi Gızlar tiyatro oyununun İstanbul’a geldiğini ve kaçırmamam gerektiğini söyledi. Ben de sözünü dinledim. İyi ki de dinlemişim. O kadar beğendim ki internette araştırmalara girdim, yazarı kimdir, oyuncular kimdir, profesyonel midirler, nasıl bu kadar doğal olabiliyorlar vs… Karşıma Ankara Dil Tarih Coğrafya’nın Tiyatro Bölümü çıktı. Her bulduğum ismin Facebook sayfasına girerek stalkerlık yapmaya başladığımda İstanbullulara Beliz Güçbilmez hocanın Tersine Mühendislik isimli kurgu atölyesinin Temmuz ayında İstanbul’a geleceğini müjdeleyen bir gönderi buldum. Çok meraklandım. Araştırdım o çok beğendiğim oyunun emektarlarının mezun olduğu fakültede 20 yılı aşkın bir süredir, son khk’lere kadar, yaratıcı drama yazarlığı dersleri verdiğini öğrendim. O zaman zihnimde bir ışık yandı, oradaki cevherin bir kısmı bana da geçebilir hissettim. Fakat yine de güvenemedim. Neden derseniz herkesi dinleyebilecek yapıya/bünyeye sahip değilim, isterse en dünyanın bir numaralı bilgini olsun. Zihnim çabucak kendi hülyalarıma dalar gider, uzun zaman odaklanma sorunumun olduğuna inanmışımdır. Dolayısıyla Beliz Güçbilmez ismini gugıllayıp durdum, YouTube sitesinde yaklaşık iki saatlik Kocaeli Kültür Kollektifi Derneği Panel Dizisi: Beckett ve Godot’yu Beklerken isimli videoyu buldum. Seyretmeye başladım ve o süre boyunca yerimden kımıldamadan bilgisayar ekranına çakılı kaldım. Sonra da hemen Beliz hocaya kaydımı yaptırdığımı bildiren mail attım. Ayrıca Beckett en sevdiğim yazarlardan biridir. Bu arada Temmuz ayını İstanbul’da geçirmek işkencedir bilmeyenlere parantez açayım, haftada iki gün atölye yaptık, o 3 haftanın nasıl geçtiğini anlamadım bile… Ayrıca dikkat/odaklanma eksikliğimin olmadığı da kanıtlanmış oldu.

Bana kattıklarına gelince aslında çok fazla nokta var ama benim için önem arz edenleri sıralayacağım:
1. Yazmaya çalıştığım, yazdıklarımdan bir türlü emin olamadığım, hep bir şeylerin eksikliğini hissettiğim, ne olduğunu bulamadığım öykü ve romanlara bütüncül ve yapısal bir bakış açısı geliştirdim.
2. Derinlikli karakter, tema, olay örgüsü, öykünün yapısı, biçimi, romanda zaman, bağlam, mekan, konu, anlatıcı seçimi gibi bir takım çok iyi bildiğimi sandığım kavramları gerçekte çok da fazla hazmedip anlamamış olduğumu fark ettim. Bu da büyük bir ferahlama ve kendine güven sağladı.
3. Okuduğum metnin konusuna kapılıp gitmeden sevdiğim yazar neyi nasıl yapmış diye görebilmeyi, gerçek bir yaratıcı okuma yapabilmeyi öğrendim ki bunun sağladığı avantaj hem büyük hem de keyifli. Bilmece çözmek gibi bir şey. Çözdükçe daha da çözesim geliyor, maalesef bazı yazarlar çok usta ser veriyor sır vermiyor, çok uğraştırıyor. Yalnız yeni tanıştığım bir yazara daha ilk satırlardan hayran kaldıysam kendimi kaptırıp koyverdiğim de oluyor. Ne olsa kronik okuyucuyum.
4. Metafor kullanma/ okuduğum metindeki metaforları bulma kapasitem üzerine hem mikro (cümle/kelime) hem makro (metnin bütünü) bazda anlayış geliştirdim. Okumak, yazmak daha da keyifli hale geldi.
5. Beliz hocayı ve kitaplarını yakından tanıdım. Ekim ayında İstanbul’a tekrar geldiğinde tekrar yazıldım. Bir daha dinledim. Bir daha gelse diye yol gözlüyorum.
6. Raymond Carver’ı zaten çok severdim ama değerini iyice idrak ettim ve daha da fazla takdir ettim.

Benden bu kadar. Tereddütte kalmaya gerek yok, yazın yazmayın önemli değil kitap seven herkese tavsiye ederim.

İyi ki arkadaşım Apaçi Gızlar’ı tavsiye etmiş, iyi ki sözünü dinleyip gitmişim, iyi ki meraklı bir karaktere sahibim de salondan çıktıktan sonra olayı orada bırakıp gitmemiş, kurcalayıp deşmişim diyorum.

Hakan Şahindedi ki:

Yazarlık Atölyesi’ne biraraya getirilmiş kelimeleri okumayı seven, mühendislik eğitimi almış bir edebiyat sever olarak başladım. Altı hafta süren atölyeye kadar yazarlığın ve duyguları aktarmanın bir tekniği olabileceğini düşünmemiştim. Hatta bir tekniğin olmasının duyguların kuvvetini ve etkilerini azaltacağına dair önyargılarım da vardı. Ta ki atölye sonunda yazmış olduğum uzun öykü Beliz hocanın sesinde can bulana kadar. Atölyede yazarlık için önerilen teknik -aslında çok da mühendisçe bir yaklaşımla- yaratıcılığın girdaplarında kaybolmanızı önlüyor. Yazdıklarınızın ilk okuru olarak, henüz yazım aşmasında eleştirel bir gözle size sinyaller gönderiyor ve sizi müstakbel okurlarınızın olası eleştirilerinden koruyor.
Özetle Yazarlık Atölyesi size kendinizi geliştirebileceğiniz, kullanışlı bir alet çantası sağlıyor. Bu alet çantası, başkalarının hayatlarına sızacağınız, kelimelerden kuracağınız dünyalardaki en büyük yardımcınız olacak.

Atölyeyi beraber atölyeye de geldiğim Nihal arkadaşımdan bir gün önce duymuştum. Hızlıca bir araştırma yaptım hem Beliz Hoca hem de atölye hakkında katılan başka bir arkadaşımla daha görüşüp bana faydalı olabileceğini düşünüp katılmaya karar verdim.

1 Kasım 2017’de başlayan haftaiçi akşam atölyesine katıldım.

Yazma yeteneğinin sonradan hele ki bir atölye vasıtasıyla edinilemeyeceğini düşündüğümden hem de cesaret edemediğimden daha önce herhangi bir yazarlık atölyesine katılmamıştım.

Atölye bana öyküdeki niyeti, tekrarları, kimin anlattığına daha da dikkat ederek okumak gerektiğini kattı diyebilirim kısaca, bir de Raymond Carver ile tanıştırıp sevdirdi diyebilirim.

Bence atölye vaadini ziyadesiyle gerçekleştiriyor, hatta ben bu kadarını beklemiyordum diyebilirim, o yüzden de devam yazma atölyesine de katılacağım.

Atölyeden aklımda en çok Carver’i sevmeyen arkadaşım kaldı ?

Tersine Mühendislik atölyesi beni zaten hali hazırda becermeye çalıştığım yazma fikrine daha da çok yakınlaştırdı, daha önce yazmaya çalıştıklarımı ve yeni yazacaklarımı farklı bir gözle değerlendirmemi sağladı.

Kesinlikle tavsiye ederim, gitmeyen yazma heveslisi pişman olur, demedi demeyin…

 

 

  1. Atölyeyi beraber atölyeye de geldiğim Nihal arkadaşımdan bir gün önce duymuştum. Hızlıca bir araştırma yaptım hem Beliz Hoca hem de atölye hakkında katılan başka bir arkadaşımla daha görüşüp bana faydalı olabileceğini düşünüp katılmaya karar verdim.

    1 Kasım 2017’de başlayan haftaiçi akşam atölyesine katıldım.

    Yazma yeteneğinin sonradan hele ki bir atölye vasıtasıyla edinilemeyeceğini düşündüğümden hem de cesaret edemediğimden daha önce herhangi bir yazarlık atölyesine katılmamıştım.

    Atölye bana öyküdeki niyeti, tekrarları, kimin anlattığına daha da dikkat ederek okumak gerektiğini kattı diyebilirim kısaca, bir de Raymond Carver ile tanıştırıp sevdirdi diyebilirim.

    Bence atölye vaadini ziyadesiyle gerçekleştiriyor, hatta ben bu kadarını beklemiyordum diyebilirim, o yüzden de devam yazma atölyesine de katılacağım.

    Atölyeden aklımda en çok Carver’i sevmeyen arkadaşım kaldı 🙂

    Tersine Mühendislik atölyesi beni zaten hali hazırda becermeye çalıştığım yazma fikrine daha da çok yakınlaştırdı, daha önce yazmaya çalıştıklarımı ve yeni yazacaklarımı farklı bir gözle değerlendirmemi sağladı.

    Kesinlikle tavsiye ederim, gitmeyen yazma heveslisi pişman olur, demedi demeyin…

  2. Yazarlık Atölyesi’ne biraraya getirilmiş kelimeleri okumayı seven, mühendislik eğitimi almış bir edebiyat sever olarak başladım. Altı hafta süren atölyeye kadar yazarlığın ve duyguları aktarmanın bir tekniği olabileceğini düşünmemiştim. Hatta bir tekniğin olmasının duyguların kuvvetini ve etkilerini azaltacağına dair önyargılarım da vardı. Ta ki atölye sonunda yazmış olduğum uzun öykü Beliz hocanın sesinde can bulana kadar. Atölyede yazarlık için önerilen teknik -aslında çok da mühendisçe bir yaklaşımla- yaratıcılığın girdaplarında kaybolmanızı önlüyor. Yazdıklarınızın ilk okuru olarak, henüz yazım aşmasında eleştirel bir gözle size sinyaller gönderiyor ve sizi müstakbel okurlarınızın olası eleştirilerinden koruyor.
    Özetle Yazarlık Atölyesi size kendinizi geliştirebileceğiniz, kullanışlı bir alet çantası sağlıyor. Bu alet çantası, başkalarının hayatlarına sızacağınız, kelimelerden kuracağınız dünyalardaki en büyük yardımcınız olacak.

  3. Atölye’yi, İstanbul’da yaşadığım için biraz dolaylı yollardan buldum. Geçen sene, 2017 Haziran başı gibi, Ankara’da yaşayan bir arkadaşım Apaçi Gızlar tiyatro oyununun İstanbul’a geldiğini ve kaçırmamam gerektiğini söyledi. Ben de sözünü dinledim. İyi ki de dinlemişim. O kadar beğendim ki internette araştırmalara girdim, yazarı kimdir, oyuncular kimdir, profesyonel midirler, nasıl bu kadar doğal olabiliyorlar vs… Karşıma Ankara Dil Tarih Coğrafya’nın Tiyatro Bölümü çıktı. Her bulduğum ismin Facebook sayfasına girerek stalkerlık yapmaya başladığımda İstanbullulara Beliz Güçbilmez hocanın Tersine Mühendislik isimli kurgu atölyesinin Temmuz ayında İstanbul’a geleceğini müjdeleyen bir gönderi buldum. Çok meraklandım. Araştırdım o çok beğendiğim oyunun emektarlarının mezun olduğu fakültede 20 yılı aşkın bir süredir, son khk’lere kadar, yaratıcı drama yazarlığı dersleri verdiğini öğrendim. O zaman zihnimde bir ışık yandı, oradaki cevherin bir kısmı bana da geçebilir hissettim. Fakat yine de güvenemedim. Neden derseniz herkesi dinleyebilecek yapıya/bünyeye sahip değilim, isterse en dünyanın bir numaralı bilgini olsun. Zihnim çabucak kendi hülyalarıma dalar gider, uzun zaman odaklanma sorunumun olduğuna inanmışımdır. Dolayısıyla Beliz Güçbilmez ismini gugıllayıp durdum, YouTube sitesinde yaklaşık iki saatlik Kocaeli Kültür Kollektifi Derneği Panel Dizisi: Beckett ve Godot’yu Beklerken isimli videoyu buldum. Seyretmeye başladım ve o süre boyunca yerimden kımıldamadan bilgisayar ekranına çakılı kaldım. Sonra da hemen Beliz hocaya kaydımı yaptırdığımı bildiren mail attım. Ayrıca Beckett en sevdiğim yazarlardan biridir. Bu arada Temmuz ayını İstanbul’da geçirmek işkencedir bilmeyenlere parantez açayım, haftada iki gün atölye yaptık, o 3 haftanın nasıl geçtiğini anlamadım bile… Ayrıca dikkat/odaklanma eksikliğimin olmadığı da kanıtlanmış oldu.

    Bana kattıklarına gelince aslında çok fazla nokta var ama benim için önem arz edenleri sıralayacağım:
    1. Yazmaya çalıştığım, yazdıklarımdan bir türlü emin olamadığım, hep bir şeylerin eksikliğini hissettiğim, ne olduğunu bulamadığım öykü ve romanlara bütüncül ve yapısal bir bakış açısı geliştirdim.
    2. Derinlikli karakter, tema, olay örgüsü, öykünün yapısı, biçimi, romanda zaman, bağlam, mekan, konu, anlatıcı seçimi gibi bir takım çok iyi bildiğimi sandığım kavramları gerçekte çok da fazla hazmedip anlamamış olduğumu fark ettim. Bu da büyük bir ferahlama ve kendine güven sağladı.
    3. Okuduğum metnin konusuna kapılıp gitmeden sevdiğim yazar neyi nasıl yapmış diye görebilmeyi, gerçek bir yaratıcı okuma yapabilmeyi öğrendim ki bunun sağladığı avantaj hem büyük hem de keyifli. Bilmece çözmek gibi bir şey. Çözdükçe daha da çözesim geliyor, maalesef bazı yazarlar çok usta ser veriyor sır vermiyor, çok uğraştırıyor. Yalnız yeni tanıştığım bir yazara daha ilk satırlardan hayran kaldıysam kendimi kaptırıp koyverdiğim de oluyor. Ne olsa kronik okuyucuyum.
    4. Metafor kullanma/ okuduğum metindeki metaforları bulma kapasitem üzerine hem mikro (cümle/kelime) hem makro (metnin bütünü) bazda anlayış geliştirdim. Okumak, yazmak daha da keyifli hale geldi.
    5. Beliz hocayı ve kitaplarını yakından tanıdım. Ekim ayında İstanbul’a tekrar geldiğinde tekrar yazıldım. Bir daha dinledim. Bir daha gelse diye yol gözlüyorum.
    6. Raymond Carver’ı zaten çok severdim ama değerini iyice idrak ettim ve daha da fazla takdir ettim.

    Benden bu kadar. Tereddütte kalmaya gerek yok, yazın yazmayın önemli değil kitap seven herkese tavsiye ederim.

    İyi ki arkadaşım Apaçi Gızlar’ı tavsiye etmiş, iyi ki sözünü dinleyip gitmişim, iyi ki meraklı bir karaktere sahibim de salondan çıktıktan sonra olayı orada bırakıp gitmemiş, kurcalayıp deşmişim diyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir