Kör Kâtip Tiyatrosu “Yapmamayı tercih ederdim” Bartleby

Bir zamanlar Kör Kâtip diye bir internet sitesi yaratmıştık. Biraz manifestik bir dille, işin içine Bartleby’i katarak, ne yapmak istediğimizi anlatmıştım. Yazının sonunda da bir Bartleby videosu var.

 

 

“Yapmamayı tercih ederdim” Bartleby

Deleuze şu meşhur “yapmamayı tercih ederdim”in bir formül olduğunu; “bartleby formülü” olduğunu söylediği o güzelim yazısında formülün gücünü su berraklığı ile açık eden bir alıntı yapıyor; alıntı Philippe Jaworski’den geliyor; “Bartleby reddetmemektedir, ama kabul de etmemektedir, ilerleyip bu ilerleme içinde geri çekilmektedir, sözün hafifçe geri çekildiği yerde, kendini biraz ortaya koymaktadır.”

Yapmamayı tercih eden kişi, bunu söyleyen kişiden geridedir, bu bir kez söylendiğinde muhataplarda fazla ileri gidildiği duygusu yaratır ve bu his doğrudur, açıkça ve kesinlikle fazla ileri gidilmiştir. Söz kendini gramerin içine yerleşmiş sinsi bir nezaketle geri çekerek, karşı salvoyu kesinlikle yersizleştirmiştir. Şimdi bunu birkaç sözcükle başaran kişinin yarattığı hayret yavaş yavaş tıkalı lavabodan taşan su gibi odayı basmaktadır. Odaya dolan biraz da Bartleby’nin kendisidir. Bartleby formülünün sudan ağırlığı, yavaş yavaş birikerek her şeyi ama en çok da ayrımları boğacaktır. Peki suyun altında neler kalacak- tembellik edip- Deleuze’den listeleyelim: dilbilgisine aykırı olan ile uygun olan ayrımı (cümlenin dilbilgisel kuruluşu üzerine epeyce tartışılmıştır hani şu “I’d prefer not to.” üzerine (s.89), olumlama ile olumsuzlama ayrımı (s. 91), edimlerle sözcükler arasındaki bağıntı (s.95) ve nihayet dava vekili ile Bartleby arasındaki fark boğulup gidecektir.

Özellikle bu son ayrımın boğuluşuna tanık olduğumuzda insan bir durup soluklanmak istiyor. Hikâye boyunca azar azar Bartleby’nin mantığının ya da yönteminin değilse de dilinin, biçiminin nasıl muhataplarına sirayet ettiğini görüyoruz. Dava vekilinin bürosundaki herkes kendinde bu “tercihli” dile çarpar ve kaynağının Bartleby olduğunu bildikleri bir hastalığa yakalandıklarını fark etmişçesine ürperirler. Ama bunun nedeni pek o kadar gizli saklı değildir. Bu hastalığa elbette yakalanacaklardır çünkü hiç durmadan Bartleby’i seyretmektedirler. Bartleby onlara benzemez, hatta büyük ihtimalle bildikleri hiçbir şeye benzemez, o yüzden gözlerini ondan alamazlar. Bartleby ise onlara bakmayı reddeder. Bir paravanın ardında kimseyi görmeden çalışmaktadır ama paravanın dışına çıktığında aynı alışkanlığı sürdürür. (Tiyatro metaforları üşüşüyor kuşkusuz. Elimi kolumu sallıyorum havada, nafile. Öyleyse buyursunlar) Herkesin gözü Bartleby’nin üzerindedir. Sanki silinmek üzere yazılmıştır ama işte silindiği yerde yok ettiği her şey müthiş bir varlık şakasına dönüşmüştür.

Şimdi buradan çıkarılacak dersler var, neler onlar, bir ilkokul dersliğinde hep birlikte avaz avaz sıralayalım

Her daim odak ayarı ile OYNAmak gerekir.

Yakınlığın sıcaklık, doyum ve körlük, uzaklığın üşüme, açlık ve zihinsel berraklık kazandırdığı bilgisi cinsel ve güncel deneyimimize kazınmıştır. Oysa Bartleby formülü, küstahlığı çekingenlikle, tekilliği çoğullukla, varlığı hiçlikle ıskartaya çıkardığında ve çıkılan ıskartada durmayıp tekrar geri dönüp aynı yolu yeniden fakat bu kez oradan bir kez geçmiş olmanın bilgisiyle geçtiğinde ve bakan kişiyi baktığı anda nasıl aynı anda birden fazla mesafede durduğunun kategorize edilemezliğiyle kuşattığında, hazırhayatbilgisini yerle bir eder.

Bu sayfalar boyunca hazırcevap (demek ki haziruna çıkmadan önce hazırlanmış, öyleyse aslında bütünüyle geçersiz) metinler değil de, şimdi başkalarının okuduğu bilinciyle üretilmiş, yazma ânı’nın düşünceyi harekete geçiren bir tetik düşürme, okumanın hep ilk okuma gibi heceden başladığı imkânsız bir deneyim soyma olarak kavrandığı bilgisiyle yazılmış metinler okuyacaksınız. İddia büyük, tekne küçük. Her parmağın bir olmadığı gibi, her yazının bu ölçüleri tutturması olanaksız. Demek ki şöyle düzeltmek gerek; bu hedefi gözüne kestirmiş, o hedefi düşleyen metinler okuyacaksınız.

Ders özeti: Bu rezil hayatın hazır bilgisinden kurtuluş sadece olası değil, gereklidir.

Seyir yeri ile sahne arasında, bir taklit, kopyalama süreci vardır. Ama beri yandan da;

Seyreden seyrettiğini iz’ler.

Ama elbette ki Bartleby formülünden aşağı kalmayacak, çünkü madem ki ondan çıkmış, kulağı elbette ki diyalektik olarak geçecek boynuzsal tiyatral formülümüzde, pek esnek olduğundan nereye çeksen oraya gitmekle yetinmeyen, bir de üstüne edepsiz şakalara çarçabuk yataklık edebilen bir dil olan Türkçemizin çok anlamlı kelimelerine, laf olsun diye başvurulmamıştır. Burada hem tiyatronun kurucu ilkelerinden biri işlemekte – sahnedeki temsil rejimi, seyir yeri tarafından kabullenilir, sahne eleştirel değilse, seyir yerinden eleştirel olması beklenilmez ve hatta bunu gerçekleştirenler oyunbozan ilân edilir- hem de seyreden, seyrettiğini dönüştürür, onda izini bırakır; misal; gerçekçi tiyatronun en görünmez seyircisi bile, o görünmez varlığını sahneye dayatıp durmuş, sahnenin yöneliminin asal koordinatını kurmuştur. (Bu arada Word programı “çok uzun tümce” diye uyarıyor beni, aldırmıyorum) Bartleby, kendine dönük varlığına rağmen, bir seyir nesnesidir, ama aynı zamanda onu seyredenler, gitgide ona benzemeye başlayacaklardır. Fakat seyircisi de Bartleby’i dönüştürecek, Bartleby sırf onlar baktığı için diyelim ki kopyalama işlemini durduracak ve öylece durmaya başlayacaktır. Evet korkmadan yazalım, Bartleby, o ofiste işe başlamadan önceki Bartleby değildir. Kimse ona bakmazken Bartleby’nin ne yapıyor olduğu sorusu, quantum fiziğini de terkisine atıp birlikte aklın en mahrem kuytusuna kaçmıştır.

Bu yapmamayı tercih ederek yapan aciz Kör Kâtip sayfaları da aynı seyir yeri-sahne ilişkisine, aynı iz’lenme sürecine tâbidir.

Ders özeti: Otonomi nadide olduğu kadar nazlı bir çiçektir, hakkında konuşulduğunda solar gider.

 

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir