Katılanlar Anlatsın!

Atölyelere katılıp görüş bildirmek isteyenler ve katılmak konusunda kararsız kalanlar için bu sayfa.

Aşağıdaki yorum bölümünü kullanabilirsiniz. Yaşadığı atölye deneyimini paylaşmak isteyenler  not düşebilir.

Zaman ayırdığınız için çok teşekkür ederim.

——————————————————————————————————————–


Atölyeyi, nasıl, nereden duydun?
Beliz Güçbilmez Hocamın eski öğrencisinden Sinema eğitimi almıştım. Onun Instagram hikayesinde karşılaştım ve inceledim. Fazlasıyla içim ısındı mevzuya, ücretsiz izinde evde bebeğime bakıyordum. İlk fırsatta katılmayı kafaya koymuştum. Tarihleri inceledim. Beliz Hocam kimdir araştırdım. Araştırdıkça kanım ısındı kendisine… Atölyeye başladığımda kendim için en önemli şeyi yaptığımdan emindim.

Hangi tarihteki atölyeye katıldınız?
12.09.2019 tarihinde başladım ve ara vermeden devam ettim. Şu an Tersine Mühendislik akademisi mezunuyum diyebilirim…

Daha önce herhangi bir yazarlık atölyesine katılmış mıydınız?
Hayır, katılmamıştım.

Atölye size ne kattı?
Önce okur olarak düşündüm. Okurken kaçırmamam gereken ne tip noktalar var onları nakşettim aklıma. Yazının ne kadar fazla metaforik olduğunu öğrendikten sonra başladı esas eğlence… Her an her şey başka bir anın, başka bir olayın metaforu olmaya başladığında zihnimdeki havai fişekleri hissetmeye başladım ve yaşamımım en enteresan anlarıydı. Kendini öğrenmek gibi bir ağız tadı bırakıyordu gönlümde. Kalemi aldığımda elime sanki işini kendi yapmaya başladı. Programlanmış kalem gibi yazıveriyordu.

Atölye vaadini gerçekleştiriyor mu?
Aslında vaadinden ötesini gerçekleştiriyor. Akıl gözünüzü açıyor kalem, roman, film vasıtasıyla atölye. Aklınız, ruhunuz kalemi, kağıdı dost eyleyip elinden bırakmamaya başladığında öyle bir hafifliyorsunuz ki anlatmam imkansız. Yazdığınızı okumak çok büyük bir tatmin. Yazı ile aranızdaki yoğun bağın altını çizmenize yarıyor atölye, kalın kalın…. Aklınızın kalemini kullanabilmenize olanak tanıyor Beliz Hoca…

Atölyeden aklınızda ne kaldı?
Sonunda yazdığım öyküyü Beliz Hoca’nın sesinden dinlerken titreyen kalbimi unutamayacağım.
Tersine Mühendislik atölyesi sizi yazma fikrine yaklaştırdı mı?
Ben yazıyordum kendi çapımda, blog yazıyordum. Kelimelerle aram iyiydi. Ama Atölye ne mi yaptı? Yazarken üzerine bastığım taşları fark etmemi sağladı, iz bırakırken nelere dikkat etmem gerektiğini öğretti. Yazmak eyleminin benim için ne kadar değerli ve hayati olduğunu anlamamı sağladı. Mutlu etti beni atölye, heyecanlandırdı, bitmesi gerçeği karşısında üzüldüğüm güzel bir tatil gibiydi…. Mükemmel olmamızın gerekmediğini kendimiz olmamızın yeteceğini bir kez daha hatırlattı. Kelimenin gönülden süzüldüğünü hatırlattı. Yazıyorum, yazacağım…. Beliz Hocam ile ders yapmış olmanın ayrıcalığını da ömrüm boyunca kalbimin en önemli yerinde eksik olan kapakçık yerine koyacağım. Canım Hocam hissettirdiğin her duygu için. Öğrettiğin her güzellik için minnettarım. Sağ ol, var ol…

Nurgök Özkale dedi ki:

Nurgök Özkale 3 Şubat 2020

*Atölyeyi, nasıl, nereden duydum?
Vereceğim yanıt çok eskilere dayanıyor.
Sevgili Beliz Güçbilmez ile doksanlı yılların başında tanışmıştık. Ortak arkadaşlarımız aracılığıyla bir araya gelmiş, ilk yürek burukluklarına tanıklık etmiş, ilk hayretimizi bölüşmüştük. Gözlerimiz ateşi külünden bihaber meşalelerdi. “Alnında ışığı ilk hissedenler”, “o güzel atlara binip” gitmemişlerdi daha; yüreklerimiz onların ağzında atıyordu. Toplumca ya da teker teker geçirdiğimiz her sarsıntıda dayanağımız oluyor, nefesimiz kesildiğinde memleketimize ve kendimize dair inancımıza hayat öpücüğü veriyorlardı her defasında yeniden.
İşim sebebiyle bir ayağım Dil Tarih’in Tiyatro bölümünde, onunki de Ankara Radyosu’nda olduğu için daha sonraki yıllarda da çeşitli vesilelerle bir araya geldik Beliz Hocayla. Şahsen görüşmesek de yapıp ettiklerimizden haberdardık.
Yıllar şol yel gibi esip geçti. Ya da bize öyle geldi. Hayat bizi iplemeden kendi ihtiyatınca yürüdü.
“Önce ekmekler bozuldu. Sonra her şey.”
Göğ ekinken biçildi insan. Kuşlar yasına gitti…
Hep mi eksildik?
Tam tersine. Hep; “yeniden doğar gibiydik ölümlerden.”
İnsana dair her şeyle hem haldik “sağ olan” başımızla.
Barış için akademisyenler bildirisi dilimizin ucuna kadar gelen, orada duramayıp taşandı. Her gün biraz daha eksilen sözcüklerimizden bize kalan itirazdı dilimizde. Temiz bir kaynaktan kopan bir ırmağın bir avuç, duru suyuydu. Serpildi yüzümüze, utancımızı sildi.
Giden sözü de terkisine atıp götürüyor.
İnsan acının karşısına geçip çaylaklar gibi konuşamıyor.
Hep acılar mıdır üst üste binen?
Bazen koklaya koklaya iz sürüyor ve birbirlerini bulanlardan oluyoruz.
Geçen yıl sanırım haziran ayı başıydı. Solfasol gazetesi Gordion’a günü birlik bir gezi düzenlemişti. Ankara çıkışında, yol üstündeki bir lokantada kahvaltı molası verildi.
Lokantadan içeri girip birkaç kişilik gruplar halinde masalara oturduk. Ben biraz uzak bir köşede-belki de bunun için tercih edilmemiş olan- boş bir yere geçmiştim. Minibüste tanıştığım bir doktor ve genç bir çift daha geldi. Daha önceden tanışıklığımız yoktu ama selamlaşıp kahvaltıya ve sohbete başladık. Genç adam avukattı, eşi ise KHK ile işine son verilmiş bir çevirmen. KHK davaları, barış akademisyenleri derken çaresizlikler boğazımıza dizildi. Avukat, eşininkiyle birlikte barış akademisyenlerinin davalarına da bakıyordu. Söz döndü dolaştı; Beliz hocanın Tersine Mühendislik atölyesinden konu açıldı. Avukat arkadaş, bana atölyeye katılmak isteyip istemediğimi sordu, iletişim bilgilerini, telefon numarasını verebileceğini söyledi. Çok garip bir duyguyla doldum, içim yandı telaşla. Yirmi beş-otuz yıllık tanışıklığı bir çırpıda nasıl anlatacaktım masadaki yeni arkadaşlarıma. Derin bir nefes çektim içime. “Beliz Güçbilmez Hoca benim çok eski bir arkadaşımdır. Atölyelerden haberim var. Uygun bir zamanı kolluyorum. Elbette katılacağım” dedim.
Gerçekten de atölyeye katılmak, Beliz ile bu vesileyle bir araya gelmek, anlatacaklarını dinlemek ilk andan beri içimi dolduran bir arzuydu. Yılın yarısını Ankara dışında geçirdiğim için bir türlü atölye tarihlerini denk getirememiştim.
Ancak önümüzdeki kış (2019-2020) Ankara’da olacağım için o tarihlere denk gelen bir atölye olabilirdi. Böylece web sitesindeki e-posta adresine bir mektup gönderdim.
Beliz Hocanın mektubuma verdiği yanıt, ortak tarihe sahip olduğunuz bir arkadaşınızın uzun yıllar ötesinden uzanan eli gibiydi. Tanıdık, ruha yayılan, kemikleri ısıtan. “Bizi hatırlıyorum” diyen.

İlginizi çekebilir:  19 Mayıs'ta Ankara'da "Tersine Mühendislik: Yazmak için Okumak" Atölyesi Başlıyor

*Hangi tarihteki atölyeye katıldınız?
24 Ekim 2019 tarihindeki Yazmak İçin Okumak atölyesine katıldım.

*Daha önce herhangi bir yazarlık atölyesine katılmış mıydınız?
Hem iş gereği hem kişisel olarak yazma ile çok küçük yaşlardan beri ilgiliyim. Radyo tiyatrosu, radyo ve televizyon yayıncılığında dramatizasyon, oyun ve öykü yazarlığı hakkında eğitimler aldım daha önce.

*Atölye size ne kattı?
Beliz Güçbilmez atölyeleri benim için her zaman çok özel bir yere sahip olacaktır.
Bunu yukarıda da belirttiğim kişisel sebeplere bağlamak mümkün; ancak, benzer duygu ve düşünceleri başkalarıyla da paylaştığımı biliyorum.
Atölyeleri düşündüğümde aklımda oluşan ilk düşünce; hayranlık. Beliz Güçbilmez bence bir dil ustası, bir sözcük büyücüsü. Oyunbaz bir sahne insanı. Onun dilinde her bir sözcük başka “çınlıyor.” İnsanı sözcüklere aşık ediyor. Dilinden dökülen tılsım dalga dalga yayılarak dinleyicilerine sirayet ediyor, hoca yirmi yıldan fazla bir süre boyunca akademide biriktirdiği bilgisini, deneyimini, terini ve göz yaşını, sevincini, tutkusunu avuçlarınıza bırakıyor. Siz ise avuçlarınızın bu kadar küçük olmasına hayıflanıyorsunuz.
Okur olarak atölye bana, okuduğum kitaplarda/ oyunlarda/ filmlerde, yazarın/yönetmenin tasarımını fark etme, analiz etme ve yorumlama yöntemi sağladı. Sezgilerimi bilgiye dönüştürmeme yol açtı.

*Atölye vaadini gerçekleştiriyor mu?
Evet, atölye vaadini fazlasıyla gerçekleştiriyor.
Katılımcılar atölye boyunca, aşama aşama, önce öykü, roman, oyun ve filmleri söküyor, her birindeki tasarımı fark ediyor, sonra metodu kendi üretim süreçlerinde deniyorlar. Sonuçta katılımcılara tıkır tıkır işleyen bir yöntem hediye ediyor.

*Atölyeden aklınızda ne kaldı?
Bu sorunun cevabını katılımcıların sözcüklerine yayılan heyecanda, kızarmış yanaklarında görebiliriz. Tabii benimkilerde de.
Atölyeden aklımda o kadar çok şey kaldı ki, buradaki yerime sığmaz.
Ancak şöyle tarif edebilirim belki: Göğsümde insana dair her şeyi anlatmaya biraz daha cüret etmiş geniş bir his kaldı. Ruhumda bir basamak daha yükselmiş bir murat.
İnsan için en büyük güç, paylaşılır olmak bence. Yaşadıklarınızın, hissettiklerinizin biliniyor, fark ediliyor, anlaşılıyor olması hepimize çok iyi geliyor.

*Tersine Mühendislik atölyesi sizi yazma fikrine yakınlaştırdı mı?
Yazma fikrimi pekiştirdi, güç ve ilham verdi. Birçok zorluğu ortadan kaldıracak, metaforların ve sözcüklerini dilini çözecek, anahtar nitelikte bir yöntem verdi.
Daha önce dillendirildi mi bilmiyorum ama bence bu atölyeler bir tür seferberlik: okuma ve yazma seferberliği. Böyle ortak bir ruha sahip. Bir tür duygu (heyecan) birliği sağlıyor. Çoğalan, çeşitlenen ve zenginleşen düşünceler, bir araya geliyor. Bütün bunlar, bir süre sonra üretim sürecine evrilerek meyvesini verecektir. Sonucunda, ciddi bir aydınlanma yaşanacağını hayal etmekten kendimi alamıyorum; bundan da heyecan duyuyorum.
Bir gün arkadaşınızın yazdığı kitapları elinize alırsınız. İçiniz ayaklanır.
Bazen içinizden geçenleri arkadaşınızın size imzaladığı kitabında; bir ithaf yazısında görürsünüz.
Biz olmak ne güzeldir.
Boşuna geçmemiş bunca zaman. Hiçbir şey boşuna değil.
O zaman keçi şarkısıyla tepine tepine dans eden ruhunuzdur.
Evet, “canım” Beliz, “ne güzel oldu böyle karşılaşmak yeniden.”
Teşekkür ederim.

Güldan Akınay dedi ki:
14.02.2018
Uzun yazmayı nasıl yapacağımı bilemedim. Ama yazamasanız bile, okuduklarınıza bakışınız değişiyor.Ve sevdiğiniz yazarları neden sevdiğinizi başka türlü değerlendiriyorsunuz .Yani kısaca okuma ufkunuz açılıyor yetmez mi.

Yazarlık Atölyesi’ne biraraya getirilmiş kelimeleri okumayı seven, mühendislik eğitimi almış bir edebiyat sever olarak başladım. Altı hafta süren atölyeye kadar yazarlığın ve duyguları aktarmanın bir tekniği olabileceğini düşünmemiştim. Hatta bir tekniğin olmasının duyguların kuvvetini ve etkilerini azaltacağına dair önyargılarım da vardı. Ta ki atölye sonunda yazmış olduğum uzun öykü Beliz hocanın sesinde can bulana kadar. Atölyede yazarlık için önerilen teknik -aslında çok da mühendisçe bir yaklaşımla- yaratıcılığın girdaplarında kaybolmanızı önlüyor. Yazdıklarınızın ilk okuru olarak, henüz yazım aşmasında eleştirel bir gözle size sinyaller gönderiyor ve sizi müstakbel okurlarınızın olası eleştirilerinden koruyor.
Özetle Yazarlık Atölyesi size kendinizi geliştirebileceğiniz, kullanışlı bir alet çantası sağlıyor. Bu alet çantası, başkalarının hayatlarına sızacağınız, kelimelerden kuracağınız dünyalardaki en büyük yardımcınız olacak.

Atölyeyi beraber atölyeye de geldiğim Nihal arkadaşımdan bir gün önce duymuştum. Hızlıca bir araştırma yaptım hem Beliz Hoca hem de atölye hakkında katılan başka bir arkadaşımla daha görüşüp bana faydalı olabileceğini düşünüp katılmaya karar verdim.

1 Kasım 2017’de başlayan haftaiçi akşam atölyesine katıldım.

Yazma yeteneğinin sonradan hele ki bir atölye vasıtasıyla edinilemeyeceğini düşündüğümden hem de cesaret edemediğimden daha önce herhangi bir yazarlık atölyesine katılmamıştım.

Atölye bana öyküdeki niyeti, tekrarları, kimin anlattığına daha da dikkat ederek okumak gerektiğini kattı diyebilirim kısaca, bir de Raymond Carver ile tanıştırıp sevdirdi diyebilirim.

Bence atölye vaadini ziyadesiyle gerçekleştiriyor, hatta ben bu kadarını beklemiyordum diyebilirim, o yüzden de devam yazma atölyesine de katılacağım.

Atölyeden aklımda en çok Carver’i sevmeyen arkadaşım kaldı ?

Tersine Mühendislik atölyesi beni zaten hali hazırda becermeye çalıştığım yazma fikrine daha da çok yakınlaştırdı, daha önce yazmaya çalıştıklarımı ve yeni yazacaklarımı farklı bir gözle değerlendirmemi sağladı.

Kesinlikle tavsiye ederim, gitmeyen yazma heveslisi pişman olur, demedi demeyin…

  1. Atölyeyi beraber atölyeye de geldiğim Nihal arkadaşımdan bir gün önce duymuştum. Hızlıca bir araştırma yaptım hem Beliz Hoca hem de atölye hakkında katılan başka bir arkadaşımla daha görüşüp bana faydalı olabileceğini düşünüp katılmaya karar verdim.

    1 Kasım 2017’de başlayan haftaiçi akşam atölyesine katıldım.

    Yazma yeteneğinin sonradan hele ki bir atölye vasıtasıyla edinilemeyeceğini düşündüğümden hem de cesaret edemediğimden daha önce herhangi bir yazarlık atölyesine katılmamıştım.

    Atölye bana öyküdeki niyeti, tekrarları, kimin anlattığına daha da dikkat ederek okumak gerektiğini kattı diyebilirim kısaca, bir de Raymond Carver ile tanıştırıp sevdirdi diyebilirim.

    Bence atölye vaadini ziyadesiyle gerçekleştiriyor, hatta ben bu kadarını beklemiyordum diyebilirim, o yüzden de devam yazma atölyesine de katılacağım.

    Atölyeden aklımda en çok Carver’i sevmeyen arkadaşım kaldı 🙂

    Tersine Mühendislik atölyesi beni zaten hali hazırda becermeye çalıştığım yazma fikrine daha da çok yakınlaştırdı, daha önce yazmaya çalıştıklarımı ve yeni yazacaklarımı farklı bir gözle değerlendirmemi sağladı.

    Kesinlikle tavsiye ederim, gitmeyen yazma heveslisi pişman olur, demedi demeyin…

  2. Yazarlık Atölyesi’ne biraraya getirilmiş kelimeleri okumayı seven, mühendislik eğitimi almış bir edebiyat sever olarak başladım. Altı hafta süren atölyeye kadar yazarlığın ve duyguları aktarmanın bir tekniği olabileceğini düşünmemiştim. Hatta bir tekniğin olmasının duyguların kuvvetini ve etkilerini azaltacağına dair önyargılarım da vardı. Ta ki atölye sonunda yazmış olduğum uzun öykü Beliz hocanın sesinde can bulana kadar. Atölyede yazarlık için önerilen teknik -aslında çok da mühendisçe bir yaklaşımla- yaratıcılığın girdaplarında kaybolmanızı önlüyor. Yazdıklarınızın ilk okuru olarak, henüz yazım aşmasında eleştirel bir gözle size sinyaller gönderiyor ve sizi müstakbel okurlarınızın olası eleştirilerinden koruyor.
    Özetle Yazarlık Atölyesi size kendinizi geliştirebileceğiniz, kullanışlı bir alet çantası sağlıyor. Bu alet çantası, başkalarının hayatlarına sızacağınız, kelimelerden kuracağınız dünyalardaki en büyük yardımcınız olacak.

  3. Atölye’yi, İstanbul’da yaşadığım için biraz dolaylı yollardan buldum. Geçen sene, 2017 Haziran başı gibi, Ankara’da yaşayan bir arkadaşım Apaçi Gızlar tiyatro oyununun İstanbul’a geldiğini ve kaçırmamam gerektiğini söyledi. Ben de sözünü dinledim. İyi ki de dinlemişim. O kadar beğendim ki internette araştırmalara girdim, yazarı kimdir, oyuncular kimdir, profesyonel midirler, nasıl bu kadar doğal olabiliyorlar vs… Karşıma Ankara Dil Tarih Coğrafya’nın Tiyatro Bölümü çıktı. Her bulduğum ismin Facebook sayfasına girerek stalkerlık yapmaya başladığımda İstanbullulara Beliz Güçbilmez hocanın Tersine Mühendislik isimli kurgu atölyesinin Temmuz ayında İstanbul’a geleceğini müjdeleyen bir gönderi buldum. Çok meraklandım. Araştırdım o çok beğendiğim oyunun emektarlarının mezun olduğu fakültede 20 yılı aşkın bir süredir, son khk’lere kadar, yaratıcı drama yazarlığı dersleri verdiğini öğrendim. O zaman zihnimde bir ışık yandı, oradaki cevherin bir kısmı bana da geçebilir hissettim. Fakat yine de güvenemedim. Neden derseniz herkesi dinleyebilecek yapıya/bünyeye sahip değilim, isterse en dünyanın bir numaralı bilgini olsun. Zihnim çabucak kendi hülyalarıma dalar gider, uzun zaman odaklanma sorunumun olduğuna inanmışımdır. Dolayısıyla Beliz Güçbilmez ismini gugıllayıp durdum, YouTube sitesinde yaklaşık iki saatlik Kocaeli Kültür Kollektifi Derneği Panel Dizisi: Beckett ve Godot’yu Beklerken isimli videoyu buldum. Seyretmeye başladım ve o süre boyunca yerimden kımıldamadan bilgisayar ekranına çakılı kaldım. Sonra da hemen Beliz hocaya kaydımı yaptırdığımı bildiren mail attım. Ayrıca Beckett en sevdiğim yazarlardan biridir. Bu arada Temmuz ayını İstanbul’da geçirmek işkencedir bilmeyenlere parantez açayım, haftada iki gün atölye yaptık, o 3 haftanın nasıl geçtiğini anlamadım bile… Ayrıca dikkat/odaklanma eksikliğimin olmadığı da kanıtlanmış oldu.

    Bana kattıklarına gelince aslında çok fazla nokta var ama benim için önem arz edenleri sıralayacağım:
    1. Yazmaya çalıştığım, yazdıklarımdan bir türlü emin olamadığım, hep bir şeylerin eksikliğini hissettiğim, ne olduğunu bulamadığım öykü ve romanlara bütüncül ve yapısal bir bakış açısı geliştirdim.
    2. Derinlikli karakter, tema, olay örgüsü, öykünün yapısı, biçimi, romanda zaman, bağlam, mekan, konu, anlatıcı seçimi gibi bir takım çok iyi bildiğimi sandığım kavramları gerçekte çok da fazla hazmedip anlamamış olduğumu fark ettim. Bu da büyük bir ferahlama ve kendine güven sağladı.
    3. Okuduğum metnin konusuna kapılıp gitmeden sevdiğim yazar neyi nasıl yapmış diye görebilmeyi, gerçek bir yaratıcı okuma yapabilmeyi öğrendim ki bunun sağladığı avantaj hem büyük hem de keyifli. Bilmece çözmek gibi bir şey. Çözdükçe daha da çözesim geliyor, maalesef bazı yazarlar çok usta ser veriyor sır vermiyor, çok uğraştırıyor. Yalnız yeni tanıştığım bir yazara daha ilk satırlardan hayran kaldıysam kendimi kaptırıp koyverdiğim de oluyor. Ne olsa kronik okuyucuyum.
    4. Metafor kullanma/ okuduğum metindeki metaforları bulma kapasitem üzerine hem mikro (cümle/kelime) hem makro (metnin bütünü) bazda anlayış geliştirdim. Okumak, yazmak daha da keyifli hale geldi.
    5. Beliz hocayı ve kitaplarını yakından tanıdım. Ekim ayında İstanbul’a tekrar geldiğinde tekrar yazıldım. Bir daha dinledim. Bir daha gelse diye yol gözlüyorum.
    6. Raymond Carver’ı zaten çok severdim ama değerini iyice idrak ettim ve daha da fazla takdir ettim.

    Benden bu kadar. Tereddütte kalmaya gerek yok, yazın yazmayın önemli değil kitap seven herkese tavsiye ederim.

    İyi ki arkadaşım Apaçi Gızlar’ı tavsiye etmiş, iyi ki sözünü dinleyip gitmişim, iyi ki meraklı bir karaktere sahibim de salondan çıktıktan sonra olayı orada bırakıp gitmemiş, kurcalayıp deşmişim diyorum.

  4. Nurgök Özkale 3 Şubat 2020

    *Atölyeyi, nasıl, nereden duydum?
    Vereceğim yanıt çok eskilere dayanıyor.
    Sevgili Beliz Güçbilmez ile doksanlı yılların başında tanışmıştık. Ortak arkadaşlarımız aracılığıyla bir araya gelmiş, ilk yürek burukluklarına tanıklık etmiş, ilk hayretimizi bölüşmüştük. Gözlerimiz ateşi külünden bihaber meşalelerdi. “Alnında ışığı ilk hissedenler”, “o güzel atlara binip” gitmemişlerdi daha; yüreklerimiz onların ağzında atıyordu. Toplumca ya da teker teker geçirdiğimiz her sarsıntıda dayanağımız oluyor, nefesimiz kesildiğinde memleketimize ve kendimize dair inancımıza hayat öpücüğü veriyorlardı her defasında yeniden.
    İşim sebebiyle bir ayağım Dil Tarih’in Tiyatro bölümünde, onunki de Ankara Radyosu’nda olduğu için daha sonraki yıllarda da çeşitli vesilelerle bir araya geldik Beliz Hocayla. Şahsen görüşmesek de yapıp ettiklerimizden haberdardık.
    Yıllar şol yel gibi esip geçti. Ya da bize öyle geldi. Hayat bizi iplemeden kendi ihtiyatınca yürüdü.
    “Önce ekmekler bozuldu. Sonra her şey.”
    Göğ ekinken biçildi insan. Kuşlar yasına gitti…
    Hep mi eksildik?
    Tam tersine. Hep; “yeniden doğar gibiydik ölümlerden.”
    İnsana dair her şeyle hem haldik “sağ olan” başımızla.
    Barış için akademisyenler bildirisi dilimizin ucuna kadar gelen, orada duramayıp taşandı. Her gün biraz daha eksilen sözcüklerimizden bize kalan itirazdı dilimizde. Temiz bir kaynaktan kopan bir ırmağın bir avuç, duru suyuydu. Serpildi yüzümüze, utancımızı sildi.
    Giden sözü de terkisine atıp götürüyor.
    İnsan acının karşısına geçip çaylaklar gibi konuşamıyor.
    Hep acılar mıdır üst üste binen?
    Bazen koklaya koklaya iz sürüyor ve birbirlerini bulanlardan oluyoruz.
    Geçen yıl sanırım haziran ayı başıydı. Solfasol gazetesi Gordion’a günü birlik bir gezi düzenlemişti. Ankara çıkışında, yol üstündeki bir lokantada kahvaltı molası verildi.
    Lokantadan içeri girip birkaç kişilik gruplar halinde masalara oturduk. Ben biraz uzak bir köşede-belki de bunun için tercih edilmemiş olan- boş bir yere geçmiştim. Minibüste tanıştığım bir doktor ve genç bir çift daha geldi. Daha önceden tanışıklığımız yoktu ama selamlaşıp kahvaltıya ve sohbete başladık. Genç adam avukattı, eşi ise KHK ile işine son verilmiş bir çevirmen. KHK davaları, barış akademisyenleri derken çaresizlikler boğazımıza dizildi. Avukat, eşininkiyle birlikte barış akademisyenlerinin davalarına da bakıyordu. Söz döndü dolaştı; Beliz hocanın Tersine Mühendislik atölyesinden konu açıldı. Avukat arkadaş, bana atölyeye katılmak isteyip istemediğimi sordu, iletişim bilgilerini, telefon numarasını verebileceğini söyledi. Çok garip bir duyguyla doldum, içim yandı telaşla. Yirmi beş-otuz yıllık tanışıklığı bir çırpıda nasıl anlatacaktım masadaki yeni arkadaşlarıma. Derin bir nefes çektim içime. “Beliz Güçbilmez Hoca benim çok eski bir arkadaşımdır. Atölyelerden haberim var. Uygun bir zamanı kolluyorum. Elbette katılacağım” dedim.
    Gerçekten de atölyeye katılmak, Beliz ile bu vesileyle bir araya gelmek, anlatacaklarını dinlemek ilk andan beri içimi dolduran bir arzuydu. Yılın yarısını Ankara dışında geçirdiğim için bir türlü atölye tarihlerini denk getirememiştim.
    Ancak önümüzdeki kış (2019-2020) Ankara’da olacağım için o tarihlere denk gelen bir atölye olabilirdi. Böylece web sitesindeki e-posta adresine bir mektup gönderdim.
    Beliz Hocanın mektubuma verdiği yanıt, ortak tarihe sahip olduğunuz bir arkadaşınızın uzun yıllar ötesinden uzanan eli gibiydi. Tanıdık, ruha yayılan, kemikleri ısıtan. “Bizi hatırlıyorum” diyen.

    *Hangi tarihteki atölyeye katıldınız?
    24 Ekim 2019 tarihindeki Yazmak İçin Okumak atölyesine katıldım.

    *Daha önce herhangi bir yazarlık atölyesine katılmış mıydınız?
    Hem iş gereği hem kişisel olarak yazma ile çok küçük yaşlardan beri ilgiliyim. Radyo tiyatrosu, radyo ve televizyon yayıncılığında dramatizasyon, oyun ve öykü yazarlığı hakkında eğitimler aldım daha önce.

    *Atölye size ne kattı?
    Beliz Güçbilmez atölyeleri benim için her zaman çok özel bir yere sahip olacaktır.
    Bunu yukarıda da belirttiğim kişisel sebeplere bağlamak mümkün; ancak, benzer duygu ve düşünceleri başkalarıyla da paylaştığımı biliyorum.
    Atölyeleri düşündüğümde aklımda oluşan ilk düşünce; hayranlık. Beliz Güçbilmez bence bir dil ustası, bir sözcük büyücüsü. Oyunbaz bir sahne insanı. Onun dilinde her bir sözcük başka “çınlıyor.” İnsanı sözcüklere aşık ediyor. Dilinden dökülen tılsım dalga dalga yayılarak dinleyicilerine sirayet ediyor, hoca yirmi yıldan fazla bir süre boyunca akademide biriktirdiği bilgisini, deneyimini, terini ve göz yaşını, sevincini, tutkusunu avuçlarınıza bırakıyor. Siz ise avuçlarınızın bu kadar küçük olmasına hayıflanıyorsunuz.
    Okur olarak atölye bana, okuduğum kitaplarda/ oyunlarda/ filmlerde, yazarın/yönetmenin tasarımını fark etme, analiz etme ve yorumlama yöntemi sağladı. Sezgilerimi bilgiye dönüştürmeme yol açtı.

    *Atölye vaadini gerçekleştiriyor mu?
    Evet, atölye vaadini fazlasıyla gerçekleştiriyor.
    Katılımcılar atölye boyunca, aşama aşama, önce öykü, roman, oyun ve filmleri söküyor, her birindeki tasarımı fark ediyor, sonra metodu kendi üretim süreçlerinde deniyorlar. Sonuçta katılımcılara tıkır tıkır işleyen bir yöntem hediye ediyor.

    *Atölyeden aklınızda ne kaldı?
    Bu sorunun cevabını katılımcıların sözcüklerine yayılan heyecanda, kızarmış yanaklarında görebiliriz. Tabii benimkilerde de.
    Atölyeden aklımda o kadar çok şey kaldı ki, buradaki yerime sığmaz.
    Ancak şöyle tarif edebilirim belki: Göğsümde insana dair her şeyi anlatmaya biraz daha cüret etmiş geniş bir his kaldı. Ruhumda bir basamak daha yükselmiş bir murat.
    İnsan için en büyük güç, paylaşılır olmak bence. Yaşadıklarınızın, hissettiklerinizin biliniyor, fark ediliyor, anlaşılıyor olması hepimize çok iyi geliyor.

    *Tersine Mühendislik atölyesi sizi yazma fikrine yakınlaştırdı mı?
    Yazma fikrimi pekiştirdi, güç ve ilham verdi. Birçok zorluğu ortadan kaldıracak, metaforların ve sözcüklerini dilini çözecek, anahtar nitelikte bir yöntem verdi.
    Daha önce dillendirildi mi bilmiyorum ama bence bu atölyeler bir tür seferberlik: okuma ve yazma seferberliği. Böyle ortak bir ruha sahip. Bir tür duygu (heyecan) birliği sağlıyor. Çoğalan, çeşitlenen ve zenginleşen düşünceler, bir araya geliyor. Bütün bunlar, bir süre sonra üretim sürecine evrilerek meyvesini verecektir. Sonucunda, ciddi bir aydınlanma yaşanacağını hayal etmekten kendimi alamıyorum; bundan da heyecan duyuyorum.
    Bir gün arkadaşınızın yazdığı kitapları elinize alırsınız. İçiniz ayaklanır.
    Bazen içinizden geçenleri arkadaşınızın size imzaladığı kitabında; bir ithaf yazısında görürsünüz.
    Biz olmak ne güzeldir.
    Boşuna geçmemiş bunca zaman. Hiçbir şey boşuna değil.
    O zaman keçi şarkısıyla tepine tepine dans eden ruhunuzdur.
    Evet, “canım” Beliz, “ne güzel oldu böyle karşılaşmak yeniden.”
    Teşekkür ederim.

  5. Beliz Güçbilmez hocamın bana öğrettikleri ile yönümü bulup, yazdığım ve nihayet tamamladığım bir öykümü ‘bu aslında kısa film senaryosu bile olur’ diyerek senaryolaştırarak, hatta cesaret edip, kısa film haline getirerek, bir gecede çekimini bitirip bir kısa film yarışmasına yollamıştım. Benim yönetmen olmak gibi bir niyetim yoktu, amacım zaten atölyeden öğrendiğim işleyişi çalıştırmaya çalışmaktı. Bundan aldığım hazdı önemli olan, ama… Ama günler sonra yarışmanın yapımcısı tarafından ‘öykünüzü çok temiz, anlattığınız şeyi çok duru bulduk, bu hikaye için sizi tebrik ediyoruz ‘ diye telefon alınca, Beliz Hocamın o sıcacık gülümsemesi ve ‘bak biliyordum, söylemiştim’ der gibi bakan gözleri gözümün önüne geldi. Teşekkür ederim hocam. Siz iyi ki varsınız ve iyi ki karşılaştık.

  6. Atölyeyi, nasıl, nereden duydun?
    Beliz Güçbilmez Hocamın eski öğrencisinden Sinema eğitimi almıştım. Onun İnstagram hikayesinde karşılaştım ve inceledim. Fazlasıyla içim ısındı mevzuya, ücretsiz izinde evde bebeğime bakıyordum. İlk fırsatta katılmayı kafaya koymuştum. Tarihleri inceledim. Beliz Hocam kimdir araştırdım. Araştırdıkça kanım ısındı kendisine… Atölyeye başladığımda kendim için en önemli şeyi yaptığımdan emindim.

    Hangi tarihteki atölyeye katıldınız?
    12.09.2019 tarihinde başladım ve ara vermeden devam ettim. Şu an Tersine Mühendislik akademisi mezunuyum diyebilirim…

    Daha önce herhangi bir yazarlık atölyesine katılmış mıydınız?
    Hayır, katılmamıştım.

    Atölye size ne kattı?
    Önce okur olarak düşündüm. Okurken kaçırmamam gereken ne tip noktalar var onları nakşettim aklıma. Yazının ne kadar fazla metaforik olduğunu öğrendikten sonra başladı esas eğlence… Her an her şey başka bir anın, başka bir olayın metaforu olmaya başladığında zihnimdeki havai fişekleri hissetmeye başladım ve yaşamımım en enteresan anlarıydı. Kendini öğrenmek gibi bir ağız tadı bırakıyordu gönlümde. Kalemi aldığımda elime sanki işini kendi yapmaya başladı. Programlanmış kalem gibi yazıveriyordu.

    Atölye vaadini gerçekleştiriyor mu?
    Aslında vaadinden ötesini gerçekleştiriyor. Akıl gözünüzü açıyor kalem, roman, film vasıtasıyla atölye. Aklınız, ruhunuz kalemi, kağıdı dost eyleyip elinden bırakmamaya başladığında öyle bir hafifliyorsunuz ki anlatmam imkansız. Yazdığınızı okumak çok büyük bir tatmin. Yazı ile aranızdaki yoğun bağın altını çizmenize yarıyor atölye, kalın kalın…. Aklınızın kalemini kullanabilmenize olanak tanıyor Beliz Hoca…

    Atölyeden aklınızda ne kaldı?
    Sonunda yazdığım öyküyü Beliz Hoca’nın sesinden dinlerken titreyen kalbimi unutamayacağım.
    Tersine Mühendislik atölyesi sizi yazma fikrine yaklaştırdı mı?
    Ben yazıyordum kendi çapımda, blog yazıyordum. Kelimelerle aram iyiydi. Ama Atölye ne mi yaptı? Yazarken üzerine bastığım taşları fark etmemi sağladı, iz bırakırken nelere dikkat etmem gerektiğini öğretti. Yazmak eyleminin benim için ne kadar değerli ve hayati olduğunu anlamamı sağladı. Mutlu etti beni atölye, heyecanlandırdı, bitmesi gerçeği karşısında üzüldüğüm güzel bir tatil gibiydi…. Mükemmel olmamızın gerekmediğini kendimiz olmamızın yeteceğini bir kez daha hatırlattı. Kelimenin gönülden süzüldüğünü hatırlattı. Yazıyorum, yazacağım…. Beliz Hocam ile ders yapmış olmanın ayrıcalığını da ömrüm boyunca kalbimin en önemli yerinde eksik olan kapakçık yerine koyacağım. Canım Hocam hissettirdiğin her duygu için. Öğrettiğin her güzellik için minnettarım. Sağ ol, var ol…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir